個人檔案Windows Live alanı相片部落格訪客留言更多 工具 說明

部落格


4月5日

***

XIX. yüzyılda Almanya'nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene mahsüller yetişince, nehrin Almanlardaki kısmına geçip, onların yetiştirdiği mahsüllerin hepsini götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise, buna fazla ses çıkaramıyorlardı. Her sene böyle olunca, çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektuplarında şunları anlatırlar:
"Fransızlar her sene bizim mahsülümüzü alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, islamiyetin de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarın. Asker Gönderin"
Bu yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez. Yalnızca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber, içi asker elbisesi dolu 3 çuval yallanır. şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektupu okurlar:
" Fransızlar korkak ademlerdir(insanlardır). Onlara Yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir. Bu elbiseleri adamlarınıza giydirin. Nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kafidir"
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerlerinin kıyafetlerini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heycanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur.
Çünkü, Osmanlılardan yardım geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktadırlar. Bu olay, Mülhaymlıların gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym'a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen bu hadisenin yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip kutlarlar.
3月3日

Bir gidişi yazmak...

Bir gidişi yaz" dediler, "yazarım" dedim... gitmeleri öğrenmiştim.
Susardı, susardım, susardık, suskularca.....
Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk. Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar. Koptuk ve dağıldık her şeye. Giderken durduramadık birbirimizi. Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi. Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi.

Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın. Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi. Belki de yoktu, biz var sandık.
İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne. Sen, bildiğim sen değilsin artık. Ben, bildiğin ben, değişemem. Değişmelere suskun dudaklarım.

Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı.
Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı.
Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz. Eksiğiz ve yokuz. Dilsiz ama mutluyuz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin.
Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma.

Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin
şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda..

Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları. Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri. Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba. Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara. Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık.
Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı.

Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de.

Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen.
Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen.
Şimdi biz, olmayan bir şeyiz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Konuşmak anlamsız, susmak kalabalık, ayrılık bulaşıcı. Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık.
Seni sevdim ama gönderdin. Gönderilince dönemiyorum. Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum.

Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca....

gerçekte kim olduğunu çok düşündüm,özleminin yer yer sağanak yağışlı olduğu zamanlarda
galiba artık biliyorum sen, büyümeye zamanı olmayan çocukların,dar zamanlarda attığı içten bir kahkahasın

beni beklemeye gidiyordun, galiba yolu şaşırdın

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim. Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim. Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım. Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !....

2月19日

Hz.Mevlana

Ya olduğun gibi görün,

ya göründüğün gibi ol.

 

Either exist as you are

or be as you look.

 

 

 

2月9日

İşte yaşamın kuralları iyi oku ve anla….

Hayatı bildiğin gibi yaşa.kimseyi takma.kalbinin sesini dinle.Aklına gelen ilk şeyi yap.inanma güvenme,sev bağlanma,gizli tut ağlama acıma,ihanet etme,ettirme.tutacağın eli bırakma. Bırakacağın eli tutma.yaşamak istiyorsan hayatı sev ve ölmek istiyorsan ASIK OL YETER...
Hayata değer bir yaşam, sevmeye değer bir aşk, dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme.Ne eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma !

Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler bağrına taş basarsın acılar bir gün diner giden gitsin aldırma yangınlarda söner sakın bakma arkana krallar önde gider.....

Bakıyorsan Görmelisin...

Bakıyorsan Görmelisin...
"Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu araştırırda bulamaz,sorularına yanıt alamazmış kimselerden.Köy köy,şehir şehir,ülke ülke dolaşırmış bu arada.Bir gün tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona:'Şu karşıki dağları görüyor musun,orada yaşlı bir bilge yaşar!İstersen ona git,belki o sana aradığın yanıtı verebilir'demişler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam...Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş.Bilge sana bunun yanıtı söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş...Adam kabul etmiş.Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içinede silme bir şekilde yağ koymuş."şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel.Yalnız dikkat ette kaşıktan yağ eksilmesin.Eğer bir damla eksilirse olmaz"demiş.Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş.Bilge bakmış'evet' demiş 'kaşıkta yağ eksilmemiş,peki bahçe nasıldı?'Adam şaşkın şekilde 'Ben kaşıktan başka bi yere bakmadım ki.'deyincede,'Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel' demiş bilge...Adam tekrar bahçeye çıkmış.Gördüğü güzellikler adamı büyülemiş,muhteşem bir bahçedeymiş çünkü...Geri geldiğinde bilge adama'Bahçe nasıldı?' diye sormuş yeniden...Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış.Bilge gülümsemiş;'Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış' demiş ve eklemiş 'Hayat senin bakışınla anlam kazanır.Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın yada görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın.Akıp giden hayatın anlam kazanır..."

***

İnsanların çoğu/ kaybetmekten korktuğu için ,sevmekten korkuyor/ sevilmekten korkuyor kendini sevilmeye layık görmediği için/ düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için konuşmaktan korkuyor eleştirilmekten korktuğu için /duygularını ifade etmekten korkuyor reddedilmekten korktuğu için/ yaşlanmaktan korkuyor gençliğinin kıymetini bilmediği için Unutulmaktan korkuyor dünyaya bir şey vermediği için VE ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için .;İngiliz şair ve oyun yazarı W.Shakespeare yazmış bu sözleri ama aslında gerçekten korkularımız yönetiyor bizi korkularımızla yüzleşsek hesaplaşabilsek demek ki daha mutlu olabileceğiz .Gerçek isteklerimizin duygularımızın ne olduğunu tam kavrayabilsek özgüvenimizi yitirmeyeceğiz Dürüstlük doğruluk cesaret bağımsızlık iyi niyet vicdan dostluk saygı sevgi fedakarlık v.b değerlerin köreldiğini ve artık çoğu kişi tarafından küçümsendiği biliyorum ama ben onlardan vazgeçmedim DOSTLARIM DOSTLUĞUMU KAZANMIŞ OLMANIN DÜŞMANLARIM DÜŞMANIM OLMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİYOR -beni dinlemeyeni bende dinlemiyorum bana hoşgörüsü olmayana hoşgörüm yok yıkıcı eleştiri yapana arabesk şarkıcılar gibi elimi göğsüme götürüp ‘saygı duyuyorum ‘demiyorum .çünkü duymuyorum kalbimi verdiklerime sevgi küpü buna hak kazanmayanlara sirke küpüyüm.sonuçta korkularınızla savaşın yeteneklerinizle barışın hayatta her istediğinize sahip olamayabilirsiniz ama birini elde ettiğinizde mutlu olmayı becerebilirsiniz.Önce kendinizi kazanmaya ne dersin ??

1月30日

Bir Adım Kala

 

 

                Başarı ,sevdiğiniz işleri ne kadar severek yaptığınıza değil,sevmediğiniz işleri nasıl bir bilinçle yaptığınıza bağlıdır.Zorluklar ,zamanında yapmamamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur.Gelecek; güçsüzler için ulaşılmazlık,korkaklar için bilinmezlik,cesurlar için şanstır.Rüzgarın nasıl estiği fark etmez.Farkı yaratan,yelkenlerinizi nasıl açtığınızdır.Uğraş,didin düşün,ara,bul,koş,atıl,bağır.Durmak zamanı geçti çalışmak zamanıdır.